Y
Yoldaş ZORLU
01 Apr 2026 • 13 okuma

KONGREDEN DEMOKRASİ KAÇTI

Sancılı bir sürece, sancıya neden olan yarayı iyileştirmek için dâhil olmak istedik.  En ufak bir çıkar veya art niyet gütmeden, kimseye taraf olmadan sorun çözücü olmak istedik. Paylaşılamayan ne varsa pay etmek, nerede tıkanıklık varsa gidermekti amacımız. Kendiliğinden gelişen ve doğal bir akış içinde olgunlaşan bir birliktelik ile sorunun çözücüsü olabileceğimiz öz güveni ile hareket ettik. Amacımız doğru işlemeyen mekanizmayı işler hale getirmekti. Ne var ki bu süreç aleyhimize işledi. Bir araya gelmemizin altında birçok sebep arandı. Buzağıyı öküzün altında aradılar. Oysa biz buzağıyı sağlıklı gelişsin diye doğru olan yere, yani ineğin altına itmiştik. Bizleri birilerinin tarafı gibi göstererek, iradesiz ve kullanılmaya müsait birer zavallı ilan ettiler. Oysa bizim de bir fikrimiz olduğunu görmezden gelmek daha kolay gelmişti. Tüm bu olumsuzluklara rağmen kongreye alternatif olarak gittik ve sorunların tarafsız çözümleyicisi olduğumuzu göstermek istedik. Bu sürecin tüm anlarında bir kere bile olsa, hiçbir propaganda yapmadık ve taraf olabilecek kimselerle hiçbir bağlantımız olmadı. Bizler hiç kimsenin aracı olmayacak kadar karakter sahibi, hiç kimsenin kuklası olmayacak kadar da onurluyuz. Kimsenin bizi birlerinin iradesiyle hareket etmeye meyilli göstermeye hakkı ne vardır ne de biz bu hakkı kimseye veririz.   Gelelim kongre anına; Her zamankinden daha yoğun ve daha heyecanlı geçeceği kitlesel katılımdan belliydi. En üst seviyede bir katılım ile ilk defa bir kongre gerçekleşecekti. En önemlisi de ilk defa bir seçim olacaktı. Çünkü önceki seçimlerin neredeyse tümünde zorlama yönetimler seçilmişlerdi. Bu sefer bir alternatif çıkmış ve kendini çözüme aday olarak göstermişti. Ne var ki demokrasi kongre süresince, kahvehanedeki demliklerde demlenmeye meyil etmiş ve bizi terk etmişti. Ne de olsa feodal ilişkiler kendisini bir güzel benzetebilirdi. Divan seçildi ve süreç başladı. İlk konuşma hakkını alan Engin YALÇIN, uzun bir metin okumaktaydı. Aday olma gerekçelerini anlattıktan sonra eski yönetimi eleştirme noktasına geldiğinde, feodal gölge kendini serbest bırakarak içimize damladı. Kamil amca ( Yiğit ) dayanamayarak konuşmaya müdahale ederek Engin Yalçın’ın üstüne yürüdü. Kamil amca,  oğlunu sahiplenmek içgüdüsü ile yapmış olduğu bu eylemden belki pişman olmuştur. Ama onun bu hareketinin altına barut döşeyen Turgut yiğit, , Doğan Yılmaz ve Çayan Yılmazın saldırılarını anlamış değiliz. Babasının hareketinden dolayı olgunluk gösterip tüm topluluktan özür dileyen Mahir Yiğit’in tavrını alkışlamamak elde değildi. Eleştirilerin hedefinde kendisi olduğu halde en ufak bir tahammülsüzlük göstermediği için kendisini alkışlamak insani bir tutumdu. Burada Engin Yalçın’ının hatasına değinmemek hata olur. Kendisine yapılan saldırıyı sonuna kadar kınıyor ve kesinlikle tasvip etmiyoruz. Ama kendisini,  saldırı karşısında Kamil amcaya göstermiş olduğu davranıştan ötürü de sakin bir tavır sergilemesini beklerdik. Fakat Engin Yalçın yaptığı konuşmada hiçbir şekilde saldırıyı hak eden bir kelime sarf etmedi. Üslubu sert olabilir ama buda onun saldırıyı hak ettiği anlamına gelmez.  Kamil amcayı ve Turgut Yiğit’i bir nebze feodal tutumlarından dolayı anladık da, Özellikle Doğan Yılmaz ve Kardeşi Çayan Yılmaz’ı neyin saldırganlaştırdığını anlayamadık doğrusu. Sözlü sataşmalardan dolayı Şengin zorlu ve Ertan Zorlu’yu da kınamamak olmaz. Konuşmasını bitirmesine izin vermeden kişinin boğazına kelimeleri tıkamanın kimseye faydası olmadığını böylece görmüş olduk.

Tüm bu olanlardan sonra salonu terk eden arkadaşlarımıza eşlik etmedik. Çünkü söyleyecek sözümüz vardı ve söylemeliydik. Biz muhalif olarak ( Yoldaş Zorlu, Ercan Erdoğan, Hakan karagöz ve Baykal Zorlu) içeride kaldık . Yönetime aday grubumuz olarak çirkinleşen sataşmalardan dolayı yönetime aday olmaktan vazgeçtiğimizi ilan ettik. Bu zaman zarfında nelerin konuşulduğunu uzun uzun anlatmak okuyucuya işkence olur kanısındayız. Ama şundan emin olun ki söyleyeceklerimizi fazlasıyla söyledik.  Bizim derdimiz güzelden yana olmaktı, kavgadan yana değil. Bizim derdimiz bütünlükten yanaydı, bölünmekten değil. Ama ille de bizi anlamaktan yana olmayan insanların derdini de anlamış değiliz. Eleştirilerimizi Halit Yüksel kelime oyunu olarak yorumlarken,  ablası Saniye salona küfür etmekle meşguldü. Oysa biz kimseye küfür etmemiştik ve bundan sonrada etmeye niyetimiz yoktur. Biz bugüne kadar kendilerine bir saygısızlıkta yapmadık yapmayız da. Zaten salondakiler sağduyulu davranarak edilen küfürlere kulak tıkadılar. Yakışanda buydu  bize.

Kongre ikinci çağrı üzerine toplandığı için çoğunluk aranmaksızın yeni yönetim seçildi. Bunun için bir seçim yapılmasına gerek yoktu. Orada on kişide olsa yönetim seçilecekti. Çünkü ikinci toplanmalarda salt çoğunluk aranmaksızın yönetim seçilir. Bizi yönetimi seçmek için el kaldırmakla suçlayan dedikoducu tavırda ayrıca fazlasıyla hastalıklı geldi bize. El kaldırdık ey lafazan, çünkü ironi yaptık orada. Ama sen anlamak istediğin gibi anlatmışsın, demek ki sana da yakışan buymuş.

Son olarak çağrımızdır:

Gittikçe derinleşen ve birbirini ötekileştiren köylülerimizin, kan davasına dönüşen bu sorunlarını çözmek için akil kişilerden oluşan kişilerin bir komisyon kurarak bir araya gelmesini ve bu sorunu daha fazla uzamadan çözmelerini öneriyoruz. Birbirimizden, geri dönülmeyecek kadar nefret etmeden bir an önce bu sorunu çözmemiz gerekiyor. Mülke köle olacağımıza, mülkü kölemiz edelim. Adalet mülkün temeli değildir. Adalet insanlığın temelidir. Gelin kendi içimizdeki yaraya kendimiz derman olalım… Bir avuç toprak için başlatılan bu sürtüşme kangrene dönüşmeden iyileştirmeye çalışalım. Saygılar…

YOLDAŞ ZORLU –  ERCAN ERDOĞAN  – BAYKAL ZORLU