Y
Yoldaş ZORLU
01 Apr 2026 • 12 okuma

ELEŞTİRİLMEK VE ÖZELEŞTİRİ VEREBİLMEK

Asırlarca gerçeğin peşine düşmüş olan bilge insanlar, gerçeğin kapısını her araladıklarında, bulundukları çağdaki sistemler gereklerini yerine getirerek onları fizikken toplumdan soyutlamışlardır(yok etmek).Çünkü her çağ kendi diyalektiğine uygun hareket etmiştir. Ama fizikken yok edilen bilgelerden kalan fikirler yeni filozoflarca geliştirilerek ve değiştirilerek çağımıza kadar gelebilmiştir. Her felsefecinin dünyayı yorumlama biçimi vardır ve bu yorumlama kesin bir sonuç ya da tümevarım değildir. Bu halde her fikir kendinden önce geleni eksik ya da yanlış bulup tamamen yeniyi doğurur. Eleştiri geleneğini başlatan antik yunan filozofları, bununla gerçeğe ulaşmayı hedeflemişlerdir. Bu yaklaşım eksik olsa da bugünün kültürünü oluşturmayı başarmıştır. Çünkü fikrin diyalektiğini temellendirmiş ve kendinden sonraki nesillerin tartışabilmesini ve gerçeğe ulaşmasını sağlamıştır. Örneğin Karl MARX kendinden önceki felsefecileri bilimsel diyalektik yöntemle tek tek eleyerek HEGEL’ in felsefesine şekil vererek diyalektik materyalizmi günümüze yansıtmıştır. Bunu yaparken de müthiş acımasız olmuştur. Çünkü bunu gerekli görmüştür ve topluma acı verecek her yanlışı reddetmiştir.

-Toplumların gelişimi akılcı eleştiri ve özeleştiri üzerine kurulmuştur. Bunun gereği insanlığın mutlu ve verimli topluluklar oluşturması gerektiğidir. Fakat toplumların oluşumundan bu yana saltanat sahipleri eleştiri ve özeleştiriyi sınırlayarak kendi diktatörlüklerini koruyabilmişlerdir. Çünkü sorgulayan toplum kendine yönelen bir silah olur, bunun bilinciyle kendi doğrularını toplumlara enjekte ederek bir nevi zor kullanır. Ona gerekli olan uyutulmuş ve sorgulamayan üreten sürülerdir. Fakat toplumların içinde mutlaka sorgulayan bireyler çıkmış ve insanlığı her çağda daha ileriye taşıyabilmişlerdir. Bunu yaparken de yanlışı eleştirmiş ve kendi eksiklerinde özeleştiri yaparak toplumlara yeni bir kültür bırakmışlardır.
-Eleştiri, yeri geldiğinde incitici olabilir, çünkü kişi yanlış bulduğunu bilimsel yöntemle redderek onu çürütecektir. Bu toplumların gelişmesi için mutlak bir yasadır.
-Özeleştiri, bireylerin ya da tüm olarak bir yanlışın farkına varıp doğruya geri dönüş, ya da doğruyu bulabilmek için ileriye adım atabilmektir. Gerekirse özeleştiride kendine karşı acımasızca yapılabilmelidir. Çünkü Buda bilimsel felsefenin temel yasalarından biridir.
-Eleştiriyi herkes yapabilir ama özeleştiriyi herkes yapamaz. Bunun nedeni ise; eleştirinin haklı ya da haksız olması gerekmediği gerçeğidir. Kişi ya da kişiler kendi doğrularına saldıran her görüşü acımasızca eleştirebilirler. Bu kişi ya da kişiler başka fikirlerce çürütülse bile ‘ben’ olma duygusuyla her zaman reddi yatçı olur ve kendilerine yönelen okları kırmaya çalışırlar. Aslında buda bir haktır. Kimse eleştirdikleri ve kendilerini savundukları için onları suçlayamaz, zaten eleştirilerek zamanla silinebilirler. Ama bu kişiler kendi çürütülmüş felsefeleri ya da görüşleri için nerdeyse hiç özeleştiri yapmazlar. Çünkü yaptıkları takdirde kendi ‘ben’ olma hallerini yıkmış olacaklar. Toplumun bugünkü hali bundan ibaretse eğer, buda ben merkezin yıkılmamış olmasından ve sistemin başarılı olmasından kaynaklıdır.

NOT: BU YAZI İLE SİTEMİZDEKİ UZUN SÜRELİ ÇEKİŞMEDEN KAYNAKLI ATIŞMALAR HEDEF ALINMIŞTIR. VE TAMAMEN BİLİNÇLİ BİR ŞEKİLDE YAZILMIŞTIR. ELEŞTİRMEK HERKESİN HAKKIDIR. AMA ELEŞTİRMEK İÇİN ELEŞTİRİ KÜLTÜRÜNÜ BİLMEK GEREKİYOR. BU BİLİNMİYORSA ZATEN BİLİNÇSİZ BİR SALDIRIYA GEÇİLMİŞ DEMEKTİR. SAYGILAR.